Büyük Savaşlar

Birinci Balkan Savaşları

Balkan Savaşları Savaşın gidişatı ve sonuçları

“Savaş saflarında sarıklı gönüllülerle karşılaştığımı anımsamıyorum, hatta tabur imamları bile görülmemiştir. Tanrı korkusu kurşun korkusunu yok edemiyor.”

Gustav von Hochwachter-  Balkan Savaşı Günlüğü (Mit dem Turken in der Front- Türklerle Cephede)

“Benim Üsküp’e gelişimden iki gün önce, şehirde yaşayanlar sabahleyin uyanınca Vardar üzerindeki esas köprünün altında yani, şehrin ta göbeğinde karşılarına yığın yığın cesetler çıkmış, kafaları kesilmiş Arnavut cesetleri.

Kimileri, bunların, komitacıların öldürdüğü Üsküplü Arnavutlar olduğunu söyledi, kimi ise cesetleri Vardar nehri sularının köprünün altına kadar taşıdığını ileri sürdü. Apaçık bir şey varsa, o da, başları kesilmiş bu adamların bir çarpışmada öldüremedikleriydi.”

Lev Troçki, Sırp arkadaşından dinlediği bir hikayeyi anlatıyor. Lev Troçki- Balkan Savaşları – Çev. Tansel Güney

Balkan Savaşları (08-10-1912 – 16-06-1913)

8 Ekim 1912- 16 Haziran 1913 tarihleri arasında gerçekleşen Balkan Savaşları, Osmanlı Hükümeti’nin Rumeli- Balkan taraflarında aldığı en büyük, en ağır ve en korkunç yenilgi olarak kabul edilmektedir.

Milliyetçilik akımının ve Osmanlı Hükümeti’nin içinde bulunduğu siyasi durumun etkisiyle, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan; Balkan topraklarında Osmanlı Hükümeti’ne karşı bir savaşlar bütünü başlatır.  Balkan Savaşları sonucunda, Osmanlı Hükümeti Selanik’in de içinde bulunduğu 33 vilayeti kaybetmiştir ancak Edirne’nin de dahil olduğu birkaç vilayeti almayı başarmıştır.

Birinci Balkan Savaşı (8 Ekim 1912-18 Temmuz 1913)

Balkan Savaşları, Birinci Balkan Savaşı ve İkinci Balkan Savaşı olmak üzere iki bölümde incelenir.

Balkan Savaşları’nı; özel olarak da Birinci Balkan Savaşı’nı anlamak için biraz daha geriye gitmek gerekmektedir. 14 Eylül 1829’da Osmanlı İmparatorluğu ve Rus İmparatorluğu arasında imzalanan Edirne Antlaşması sonucunda, Yunanistan bağımsızlığını ilan etmiştir.

Bağımsızlığını ilan eden ilk devlet olan Yunanistan’ı; Romanya, Sırbistan, Karadağ ve 1908 yılında da Bulgaristan izlemiştir. Bağımsızlıklarını ilan eden bu devletlerin sınırlarını genişletmek istemesi, Rusya’nın buralardaki Slav ve Ortodoksları Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kışkırtması ve milliyetçilik akımının hızla yükselişi, balkanlarda bir savaşa zemin hazırlamıştır.

Birinci Balkan Savaşı’nın başladığı sırada Osmanlı İmparatorluğu, iç ve dış sorunlarla oldukça meşgul ve dış politikada da oldukça yalnızdır. Bu dönemde belirli bir dış politikaya sahip olmayan Osmanlı İmparatorluğu’nun, sık sık hükümet özellikle de sadrazam değiştirmesi iç politikada da sorunlar yaşadığını göstermektedir.

Öte yandan Balkan Savaşı başlamadan kısa bir süre önce yaşanan Trablusgarp yenilgisi ve ordunun büyük bir kısmının Yemen’deki isyana yönlendirilmiş olması Birinci Balkan Savaşı’nın kaybedilmesindeki en büyük etkenlerdendir.  Balkan Savaşı’na katılacak olan ordu arasına da ne yazık ki politika girmiştir ve büyük çekişmeler yaşanmıştır. Osmanlı Ordusu’nun İttihatçı ve İhtilafçı olarak ikiye bölünmesi ve siyasetin ordunun içine girmesi, bu çekişmelerin başlıca sebebidir.

Olumsuz Etkiler

Siyasetin yanı sıra ordudaki organizasyon bozukluğu ve Alman askeri danışmanların uyumsuz davranması ve Osmanlı Ordusu’nun Alman teçhizatlarını kullanmayı bilmemesi de en az siyaset kadar etkili olmuştur. Detaylandıracak olursak; Almanya’dan alınmış toplar ve malzemelere karşı kıtalar arası iletişim ve savaş desteği ne Almanlar ne de Türkler arasında sağlanabilmiştir.

İlk cephe Kırklareli civarında kurulmuştur. Kırklareli cephesinde; yukarıda bahsettiğimiz teknik aksaklıklar ve iletişim yetersizliği sebebiyle merkezden ayrılan ordu gece hücumuna kalkışmış ve birbirlerini düşman askeri sanıp ateş açmaya başlamıştır.

Kontrolsüz bir şekilde geri çekilmeye başlayan ordu, panik ve korku havasının diğer cephelere sıçramasına da sebep olmuştur. Merkez orduyu komuta eden Abdullah Paşa, cephelerle irtibatını kaybetmiş ve bir köy evine sığınmıştır, İngiliz bir gazetecinin yaptığı erzak yardımıyla hayatta kalan komutan; atıyla teftişe çıktığı sırada cephenin dağılmış olduğunu görüp, diğer cephelere de çekilme emri vermiştir.

Mevzilerin boşaldığını gören Bulgar askeri ordudan geri kalanları ezip geçmiştir. Lüleburgaz’a doğru çekilen Osmanlı ordusunun açlıktan savaşabilecek hali kalmamıştır. Bulgaristan’ın yeni bir devlet olması ve askerlerinin deneyimsizliğine rağmen; Osmanlı askeri, Lüleburgaz’da oldukça ağır bir yenilgi almıştır ve ancak Çatalca civarında bir savunma hattı kurabilmiştir. Kırklareli bozgununu , önce Babaeski’nin düşüşü sonra da Lüleburgaz Muharebesi izlemiştir.

Trakya cephelerinde bunlar yaşanırken, Selanik kaybedilmiş ,Edirne ve Yanya savunmaları bir süre daha devam etse de, Enver Paşa liderliğindeki Jöntürklerin  darbe yapıp barış istemesiyle Edirne ve Yanya da kaybedilmiştir.

Birinci Balkan Savaşı’nın Sonuçları ve Balkan Türkleri

Çatalca’da başarılı bir savaş veren Osmanlı askerinin ve Jöntürklerin etkisiyle Londra Konferansı’nda bir barış anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmanın detaylarından önce Birinci Balkan Savaşı sırasında, yurtlarında yaşayan Balkan Türklerinden bahsetmek gerekir.

Yüzyıllarca Balkan topraklarında yaşayan Müslüman/Türk halk Balkan Savaşları sırasında türlü türlü acımasızlıklara maruz kalmıştır. Yaklaşık olarak bir- bir buçuk milyon Osmanlı Vatandaşı öldürülmüştür. İçinde bulunduğu durum nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeterli göç desteği de alamamışlardır.

Yetersiz olanaklarıyla Osmanlı topraklarına göç etmeye çalışan Balkan Türkleri, kağnılarla seyahat etmişlerdir. Pek tabii, bu mutlu bir gezinti olmamıştır. Açlık ve çetin yol şartlarına bir de gayrimüslim askerlerin zulümleri eşlik etmiştir, Anadolu’ya kaçmayı başaramayanları açık açık katledilmiştir.  Ancak günümüzde – Türkiye de dahil- hiçbir ülke Balkan halklarının uğradığı bu yıkıma “soykırım” dememiştir ve yine günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık üçte birini Rumeli çocukları oluşturmaktadır.

Lojistik ve stratejik hatalarla dolu Birinci Balkan Savaşı; Arnavutluk’un, Batı Trakya’nın ve  Ege adalarının kaybıyla sonuçlanmıştır.

Londra Konferansı (17 Aralık 1912)

17 Aralık 1912’de, Londra’da bir barış konferansı düzenlenmiştir. Bu konferansın ana konuları; Osmanlı Devleti ve Balkan devletleri arasındaki savaşı sona erdirmek, sınırları yeniden belirlemek ve Balkan devletlerinin Osmanlı’dan aldığı toprakların paylaşımı konusundaki anlaşmazlıkları dengelemektir. Konferansa, Osmanlı Devleti ve Balkan devletlerinin yanı sıra, büyük devletler olarak anılan Avrupa Devletleri (Avusturya, Almanya, İngiltere ve Rusya) katılmıştır.

Görüşmelerin Sonlandırılmamasındaki Diğer Etmenler

Yunanistan’ın Ege adalarından çekilmek istememesi, Bulgaristan’ın Edirne ve Yanya’yı bırakmak istememesi ve Karadağ’ın da İşkodra’yı sahiplenmesi; ayrıca Rusya ve Avusturya’nın bitmek tükenmek bilmeyen çekişmeleri görüşmelerin neticelenmesini zorlaştırmıştır.

Osmanlı açısından ise bu konferansın sonuca varması mümkün görünmemiştir. Edirne’yi geri isteyen Osmanlı Devleti, Rusya’nın Kafkasya’ya asker yerleştirip Anadolu’yu tehdit etmesine aldırmaksızın, görüşmelerden çekilmiştir.

Bununla birlikte Osmanlı Devleti, iç ilişkilerinde de yeni olaylarla karşılaşmıştır. Konferans sırasında devam etmekte olan Birinci Balkan Savaşı’nda Yanya, İşkodra ve Edirne de düşmüştür. Bu şehirlerin düşmesi, Trablusgarp Savaşı ve Birinci Balkan Savaşı yenilgisi, Londra Konferansı’nın sonuçsuz kalması dönemin hükümetini oldukça zor durumda bırakmış ve İstanbul’da paniğe neden olmuştur.

İttihat ve Terakki Fırkası, 23 Ocak 1913’te Babıali’ye bir baskın yaparak iktidarı ele geçirmiştir. Değişen hükümet savaşa devam etmekten yanadır ve siyasi istikrarsızlık hala sürmektedir. Bu şartlar altında Osmanlı Devleti’nin barış istemekten başka çaresi kalmamıştır. 17 Ocak 1913’te Balkan Savaşı’nın yeniden başlamaması için nota veren Avrupalı devletler, Osmanlı Devleti’nin barış isteği üzerine yeniden bir araya gelmişlerdir.

Londra Barış Antlaşması (30 Mayıs 1913)

Birinci Balkan Savaşı’nın sonunda imzalanan bu antlaşmaya göre;

  1. Osmanlı Devleti, Edirne de dahil olmak üzere Midye- Enez hattının batısındaki bütün topraklardan çekilecektir.
  2. Batı sınırı Midye- Enez hattı olarak belirlenecektir. Dedeağaç, Kavala ve Batı Trakya Bulgaristan’a bırakılacaktır ( bütün Rumeli toprakları).
  3. Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a bırakılacaktır.
  4. Orta ve Kuzey Makedonya Sırbistan’a bırakılacaktır.
  5. Oniki Ada dışındaki Ege adalarının geleceği ve Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi işi büyük devletlere bırakılacaktır.

Osmanlı Hükümeti için oldukça ağır şartlara sahip bu antlaşmayla birlikte Osmanlı balkanlardaki hakimiyetini kaybetmiştir. En faydalı çıkan Bulgaristan bütün Batı Trakya’ya sahip olmuştur. Artık Ege Denizi’ne kıyısı olan bir devlet haline gelen Bulgaristan Krallığı, Osmanlı Devleti’yle sınırı kalan tek devlet olma özelliğine sahip olmuştur.

Yunanistan ise Selanik’i alarak genişleme imkanı bulmuştur. Ancak Bulgaristan’ın Ege Denizi’nde bu kadar güçlenmesi ve Londra Antlaşması tarafları memnun etmemiş olacak ki; 16 Haziran 1913 tarihinde İkinci Balkan Savaşı başlayacaktır.

Birinci Balkan Savaşı’nda verilen kayıplar;

  • Yunanistan:5.000
  • Sırbistan: 15.000
  • Bulgaristan: 32.000
  • Türkiye: 30.000
Etiketler
Devamını Gör

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close